Çambaşı – Karagöl – Bektaş Bisiklet Turu

 22-23-24 Ekim 2012

Eveeeet. Sonunda memleketim Ordu’da güzel bir keşif turu yapabildim. Uzun süren bayram tatilini de fırsat bilerek bayramdan bir kaç gün evvel Ordu’ya geldim ve 1 gün baba ocağında yol yorgunluğunu attıktan sonra düştüm yola… Hedef pek kolay değil. Ordu’nun en meşhur yaylası Çambaşı’na oradan Ordu-Giresun sınırında bulunan çevrenin en yüksek dağı Karagöl’e oradan da Giresun’un yaylası Bektaş’a geçmeyi hedefliyorum.

Rotada ciddi tırmanışların olması kaçınılmazdı. Bununla birlikte Çambaşı Yaylası’ndan sonra kalan yolun toprak olması, yüksek rakımlarda hava durumunun daha sert olması ve bu turu yapacağım bisikletin şehir içi kullanıma uygun küçük tekerli bir katlanır bisiklet olması faaliyeti daha zor ve bir o kadar da çekici bir duruma getiriyordu.

Katlanır bisikletimde yük taşıyabilmek için uzun süredir kullanmadığım römorkumu kullanıyorum. Eh bir de yük olacak, o rampaları bu bisikletle nasıl çıkacağımı ben de çok merak ediyordum. Aynı gün sabah babam da köye çakıl götüreceği için Kabadüz’e kadar babamın kamyoneti ile gidip en azından yolun kabasını alıyorum.

Kabadüz’den itibaren beni 570 m rakımdan 1850 m rakımına kadar çoğunlukla çıkış olan 32 km’lik bir yol bekliyordu. İlk kilometrelerde yolda eğim hafif olmasına rağmen bisikletin en hafif vitesinin bile bu rampalar için ağır kaçtığını anladım fakat yapacak pek birşey yoktu.

 Kabadüz’ü geride bırakıyorum.

Yayla yolunda acele etmeden (istesem de pek acele edebilecek bir durumum yok zaten) yol alıyorum.

Yolumun üzerinde bir mağara buluyorum. Kafamı sokabileceğim büyüklükte her deliğe girmeye meraklı olduğumdan burayı da pas geçmiyorum elbet.

Dağlarda görülen yeşillik alanların çok büyük bir bölümü hep fındık bahçesi.

Memleketime sonbahar gelmiş. Ağaçların sararmış yaprakları çok güzel manzaralar oluşturuyordu.

Yokuşdibi’ni geçtikten sonra yolun en dik rampalarının olduğu kısıma geliyorum. Üniversite zamanlarında faal olarak bisiklete binemediğim bir dönem bu yokuşun bir bölümünü bisiklet elimde çıktığımı bilirim. Ve bu sefer antrenmanlı olduğum halde aynı yerleri bisiklet elimde çıkmak zorunda kalıyorum.

Katlanır bisikletim arka 8′li ruble ve ön tek aynakoldal oluşmakta. Düz yol için yeterli vites oranlarını sağlıyor. Hatta bisiklet yüksüz iken orta ölçekli yokuşlar bile pek zorlanılmadan çıkılabiliyor. Fakat arkada 15 kg kamp ekipmanı ve 6.5 kg römork ağırlığı ile toplamda 21.5 kg toplam yük ile beraber yokuş çıkmak pek mümkün olmuyor.

Herşeye rağmen bu güzel ortamda pedal çevirmek, doya doya fotoğraf çekmek çok güzel.

Yolumun üzerindeki ilk yayla Turnalık Yaylası. Bu civar çam ormanlarının en yoğun olarak bulunduğu alan diyebilirim. Aslında sırf  Turnalık Yaylası çevresindeki ormanlarda güzel keşifler yapabilirdim fakat planı çok daha önceden yaptığımdan ve şu anlık öncelikli hedefim Karagöl olduğundan Turnalık Yaylası’ndan geçip gidiyorum.

Turnalık Yaylası.

Yol üzerinde çeşitli yol sapaklarında ki bu sarı levhalar dikkatimi çekiyor. Yayla üzerinde bulunan trekking aktivitelerine uygun rotalar belirlenmiş ve kalkınma ajansının desteği ile levhalandırılmış. Pek de güzel olmuş. Umarım kullanılır. Keşke vaktim olsa da bu rotaları  teker teker gerek bisikletle gerek yürüyerek keşfedebilseydim.

Kabadüz’den çıktığımda üzerimde kısa kollu tişört ve pantolon olabilen şort vardı. Yükseldikçe havanın serinlediğini hissedebiliyordum.

Turnalık Yaylası’ndan sonra iyice acıkmaya başladım ve enerjimin tükendiğini hissedebiliyordum. Ara ara çikolata yiyerek açlığımı bastırmaya çalıştım. Turnalık-Çambaşı arasındaki rampaların büyük bölümünü yine bisiklet elimde ittirerek çıktım.

Solumdaki ormanda yoğun bir duman görüyorum. Dumanın epey uzağındayım, fakat bu kadar uzak mesafeden görülebildiğine göre ciddi birşeyler olabilir. Sistemin nasıl işlediğini de merak edip yangın ihbar hattı 177′yi arıyorum. Turnalık Orman İşletme Şefliği çıkıyor. Not alıp bakacaklarını söylüyorlar. Aradan 5 dakika zaman geçmeden Çambaşı Orman İşletme Şefliği geri dönüş yapıyor. Dumanın çıktığı yerin oba olduğu ve haberlerinin olduğu bilgisini verip duyarlılığım için teşekkür ederek telefonu kapatıyorlar. Kısaca şüphelendiğiniz herhangi bir durumda çekinmeden 177′yi aramanızı öneririm. Sistem gayet hızlı işliyor…

Ve sonunda Çambaşı’na vardım. Saatte epey ilerledi. Kamp yeri aramadan evvel kendime bir güzellik yapıp gözüme kestirdiğim lokantalardan birinde köfte yiyorum.

Fiyatlar evlere şenlik fotoğrafta gördüğünüz porsiyon 7 TL :) Benim çok hoşuma gitti. Köftenin de ayranın da lezzetine diyecek  yoktu. Var mı memleket gibisi :)

İşletme sahibi ile de nereden geliyorum? nereye gidiyorum? manyak mıyım ben? gibi havadan sudan sıradan muhabbetin ardından daha fazla vakit kaybetmeden yola koyuluyorum. Yolumun üzerinde uzun bir iniş ve inişin bitiminde Ertaş Alabalık Çiftliği ve bir dere var. Bu derenin kenarında ailecek pek çok kere piknik yaptığımızı hatırlarım. Amacım bu civarda bir yere kamp atmak.

Sonrasında alabalık çiftliğine inmeden yolun sağ tarafında bir çeşme ve çeşmenin arkasında düzlük bir alan görüyorum. Burayı hızlıca bir göz gezdirdikten sonra çevrede kamp atmak için, gözden uzak en güzel yerin burası olduğunu karar verip, vakit kaybetmeden çadırımı kuruyorum.

 İşte çadır manzaram.

Köfteleri mideye indireli 2 saat olmamıştı ki pisikolojik olarak acıkıp bir makarna pişiriyorum kendime. Sonra makarnama fotoğrafta görülen arkadaş ortak çıkıyor. Yemeğimi paylaşıyorum :)

Gece yorgunluğumla beraber güzel bir uyku çekiyorum. Yalnız sabaha karşı ekstrem derecesi -15 olan uyku tulumum içinde birazcık üşüdüğümü belirtmem gerek. Sabah hava aydınlanırken uyanıyorum fakat tulumun içinden çıkmam saat 8′i buluyor. Güzel bir kahvaltı yapıyorum. Kafam birazcık karışık. Genel hava durumu bugünün parçalı bulutlu olacağını fakat yarın yağmur yayacağını yazıyor. Fakat şehir merkezinde olmadığımdan bu tahminlerin benim için doğruluk payı pek düşük. Çambaşı’ndan sonra yolun kalan kısmı toprak. Ciddi bir yağışın ardından bisiklet ile yol alabilmem çok güç olabilirdi…

Giresun’dan Mustafa hocamı arayıp Karagöl ve akabinde Bektaş Yaylası’na giden yol hakkında bilgi alıyorum. Kendisi gezdiği yerleri hiç unutmayan, istediğiniz zaman size birebir yolu, kilometre kilometre nerede ne olduğunu anlatabilen bir insan. Kendisinden detaylı yol bilgisini aldıktan sonra moralim yükseliyor ve Karagöl’e geçip ardından Bektaş Yaylası’na varmaya karar veriyorum.

Yolumun üzerindeki ilk rampaları biraz zorlanarak da olsa çıkıyorum. Bugün için kafamdaki en büyük soru işareti yol durumu nasıl olacak? Artık hep toprak yoldan gideceğim. Umarım bu küçük tekerleklerin geçmesine mani olacak yollar yoktur.

Hava düne nazaran epey soğudu. Bunda daha yüksek rakımlara çıkmamın etkisi büyük elbet. Artık üzerimde windstopper ceket var, altımdaki şort olabilen pantolonumu, paçaralarını takarak tekrar pantolon formuna sokuyorum.

Ayrıca bundan sonra gideceğim her metre benim için yeni bir keşif. Bu kısma kadar defalarca gerek aile ile gerek bisiklet turları sayesinde gelmiştim. Fakat yolun ilerisi benim için her zaman karanlık ve soru işareti idi.

Hız yapabildiğim söylenemez. Mümkün mertebe rahat ve acele etmeden gitmeye çalışıyorum. Başka türlüsü mümkün değil zaten. Biraz hızlı gitmeye çalışsam sürüş konforu ve sürüş güvenliği büyük ölçüde azalıyor. Ayrıca buralarda teknik bir arıza yaşamayı hiç istemem doğrusu…

Alabalık çiftliğinden itibaren irili ufaklı bir kaç rampanın ardından orta ölçekli bir rampa çıkıyorum. Dağın diğer tarafına geçtimde önümde uzunca bir iniş, ardından indiğimi misli ile çıkan ve ucunu göremediğim bir tırmanış var.

Yanımda gps cihazı yok. Onun yerine cep telefonunda orux maps programı ile yönümü buluyorum. Şarjı uzun giden başka bir telefona yedek hattımı takarak iletişimimi onunla sağlıyorum. Akıllı telefonu ise sadece gerektiği zamanlar açıp kullanıyorum. Böylelikle akıllı telefonun batarya ömrü sorununu büyük ölçüde aşmış oluyorum.

Bu arada ek bir bilgi daha vereyim. Kabadüz’den itibaren yol boyunca telefon bağlantım da internetim de hep oldu. Edge hızında olsa da internetim Karagöl’ün eteklerinde dahi vardı. Bu sayede yavaş da olsa sayfama anlık olarak fotoğraf yüklemeyi başardım. (Hattım vodafone)

Önümde uzun bir yokuş var. Bir süre sonra tüm rampalarda bisikleti elimde ittirerek çıkmaya başladım. Artık bisiklet elimde yürümek dünkü kadar dokunmuyor, çok normal bir durum olduğunu benimsiyorum. Hatta epey tempolu olarak yürüdüğümü de söyleyebilirim.

 Sonbaharın tüm güzelliğini yol boyunca çevremde hissettim.

Başlangıçta yolumun üzerindeki bir çite tüneyen, yaklaşınca havalanan bu yırtıcı kuşu fotoğraflamayı başarıyorum.

Tırmandıkça tırmanıyorum. Tam zirveye vardım derken virajın sonrasında başka bir dünya, daha fazla rampa çıkıyor. Git gide sıkıcı bir durum olmaya başlıyor. Tek tesellim, tırmandıkça mazara güzelleşiyor.

Yol boyunca sadece bir kaç araca rastlıyorum. Geçtiğim obaların neredeyse tamamı boş. Sadece bir kaç hane de insan vardı.

Epey yükseldim. Gökyüzünde bulutlar belirmeye başladı. Muhtemelen bulutlar gittiğim yönden geliyorlar. Sanırım yağmur yağacak.

 Bu sefer eminim yokuşun sonuna geldik. daha fazla tırmanış olamaz :)

 Evet bir yol ayrımına geldik. Soldan devam ediyorum.

Ve sonunda Karagöl göründü ! Karşımdaki bulutların arasında kalmış heybetli dağ Karagöl oluyor.

Epey mesafe geldim. Acıkıyorum elbet fakat daha çok yolum var. Ayrıca bulutlarda üzerime üzerime geliyor. Yağmura yakalanmadan ne kadar yol alırsam kardır. Açlığımı yanıma bol miktarda aldığım çikolatalar ile (maksimus ve tadımca) bastırıyorum.

Evet Karagöl’ü işaret eden bir levha buluyorum sonunda. Ayrıca yol da sonunda düzleşti, zemin ise sert toprak sorunsuz bir şekilde yol alabiliyorum.

Yavaştan ara ara çiselemeye başlıyor. Hava da epey soğudu. Bu sefer üzerime dış katman goretex ceketimi, uzun parmak rüzgar geçirmez eldivenimi ve iki parçadan oluşan balaklavamı giyiyorum.

Etrafta uçsuz bucaksız düzlükler ve dağlar var. Keşke zamanım olsa ve hava da biraz daha misafirperver olsa da bir kaç gün gezsem buraları…

Bir yol ayrımı buluyorum. Çizdiğim rota geniş bir yay çizerek Karagöl’ün eteğinden geçip Bektaş Yaylası’na yöneliyor. Daha önceden telefona yüklediğim uydu görüntülerine baktığımda diğer yolun yayı daha dardan alarak yine Karagöl’ün eteğinden geçip, benim çizdiğim rota ile birleştiğini görüyorum. Kısaca yolumu kısaltacak güzel bir yol bulmuş oluyorum. Malum karşıdan yağmur geliyor ve hava epey soğudu…

Gördüğünüz gibi birden çok yolum var. Bisikletim için en uygun olanını seçip tırmanıyorum.

Karagöl’ün eteğindeki obaya varıyorum. Kimsecikler yok. Yağmur şiddetlenmiyor fakat kararlı bir şekilde çiselemeye devam ediyor. Eldivenlerim ıslanıyor fakat ellerim halen sıcak. Yalnız ayakkabılarda önlem almayı unutmuşum. Ayaklarım ıslanıyor, çoraplarım ise yazlık. Ayaklarım üşümeye başlıyor.

Obanın üzerindeki yola kadar tırmandıktan sonra artık önümde çok ciddi bir tırmanış kalmadı. Fakat epey yoruldum. Yine önümde çeşitli uzunluklarda tırmanışlar olacak ve her tırmanış benim için zorlu olacak.

 Doğru yoldayım :)

Yol üzerinde bol bol koyun sürüsü ve haliyle çoban köpekleri gördüm. Bu yolu yaptığımı ya da yapacağımı öğrenen herkes köpekler konusunda uyarmıştı.  Bazıları epey cürretkardı tabiki. Fakat ben onlardan daha kararlı, katı ve ne yaptığımı bilerek hareket ettiğim için hiç biri ile sorun yaşamadım.

Ara ara telefondan yaylaya ne kadar yolum kaldığını takip ediyorum. Ne kadar yolum azalsa da ufukta yayla falan görünmüyor.

Sonunda Bektaş Yaylası’na varıyorum. Etrafta çok az insan var. Bakkalın birine nerede yemek yiyebileceğimi ve otel olup olmadığını soruyorum. 3 otel varmış fakat hepsi kapatmış… Yemek için ileride bir et lokantasını gösteriyor. Gidip lokantada köfte yiyorum. Hemen hemen Çambaşı ile aynı fiyat fakat aynı sunum yok maalesef. Fakat sunuma bakacak değilim çok açım. Ekmek içi köfteyi kısa sürede mideye indiriyorum. Lokanta sahibine de barınma için yer soruyorum. Bir pansiyon sahibinin biraderi burada lokanta işletiyormuş onunla tanıştırıyor beni. Maalesef kendisinde pansiyonun anahtarı yok, kendisi de birazdan obaya geçecekmiş. Beni de sokakta bırakmamak için yayla da kendi kaldığı odasını bana açıyor.

Gün sonunda 39 km yol alabilmişim. Fakat cidden zorlu bir 39 km idi. Toplamda 1400 metre tırmanış yapmışım. Parkurda gördüğüm en yüksek irtifa 2247 metre. Karagöl etekleri 2100 m civarı.

Kaldığım odanın çok lüks bir yer olduğu söylenemez fakat burası benim tüm ihtiyaçlarımı karşılayacak nitelikte. Kuru ve temiz bir yer ! Bu kadar :) Makarna pişirip afiyetle mideme indiriyorum. Telefonumu şarja koyup, bol bol edge hızında internete giriyorum. Sonra deliksiz bir uyku çekiyorum.

Sabah uyanıp toparlanıyorum. Ne gariptir yine toparlanmam kampta toparlanmalarım ile benzer sürede oldu. Demekki toparlanma sırasında çadır toplamanın pek zamana etkisi yok :)

İşte geceyi geçirdiğim malikane.

Sanırım biraz fazla erken yola düşmüşüm. Kahvehane açık değil. Karşı ki fırından ekmek alıp, elimdeki kahvaltılıklarla beraber kahvehanede çay içerek kahvaltımı yapmayı umuyordum. Yol üzerinde bir köy kahvesine rastlama ümidiyle kahvaltı yapmadan yola koyuluyorum.

 Bektaş Yaylası’nın çıkışı.

Bektaş Yaylası 2070 m rakımda. Deniz seviyesine kadar 46 km’lik uzun bir iniş gerçekleştireceğim. Elbette yol üzerinde ufak tırmanmalar var fakat bu kadar uzun inişlerin yanında lafı bile olmaz.

Bektaş Yaylası’nın inişi oldukça keyifli. Çok güzel ormanlar var. Her bir ormana giren yollar var. Hepsine teker teker girmek isterdim doğrusu.

 Evet bulutların üzerinde dolaşıyormuşum. Artık bulutların içine girme vakti geldi :)

 Yoğun sis altında uzun süre pedallıyorum.

Deniz seviyesine doğru yaklaştıkça bitki örtüsü iğne yapraklı çam ormanları yerine daha geniş yapraklı ağaçları geliyor.Daha da alçalınca her yeri fındık bahçeleri kaplıyor.

Ve Bulancak’tan Karadeniz sahil yoluna bağlanıyorum. Ordu’ya gelmeden Bulancak’ta, sevdiğim kişiliklerden bisikletçi Selami abiye uğruyorum. Ardından dümdüz yolda Ordu’ya geçiyorum. Onca inişli çıkışlı ve bozuk zeminli yolun ardından böylesine düzgün yolda pedallamak çok keyifli oluyor. Bu kadar zorlu yollardan geçince kolay yolda epey hız yapabildim.

Ve böylelikle sonunda memleketimde de dişe dokunur güzel bir keşif yapabildim. Rota cidden zorlu ve kullandığım bisiklet bu işe hiç uygun değildi. Fakat yapılıyor mu? Yapılıyor. Tavsiye etmem fakat başka alternatif yoksa pek ala yapılabiliyormuş…

Karadeniz ve yaylalar denince akla ilk Trabzon ve Rize’nin yaylaları gelir… Ayder, Uzungöl ve niceleri… Evet bu yaylalar artık herkesçe bilinen önemli yerler. Fakat Karadeniz’de yayla ve doğa bitmez. Tahmin edebileceğinizden çok daha fazla doğal güzellik var Karadeniz’de. Keşfedilmeyi ve korunmayı bekliyor…

Keşifte çekilen fotoğrafların tamamı facebook sayfasına kısa sürede yüklenecektir.

GPS Verisi: Gps cihazınıza yükleyeceğiniz dosyayı buradan indirebilirsiniz.

Harita Bilgisi:


Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: Ordu Yayla Bisiklet Keşif

İlginizi Çekebilir:

  • Okay

    Dahonu römorksuz yokuşlarda performansını nasıl buluyorsun?

  • Enes

    Şehir için tasarlanmış bir bisiklet. Şehirde bulunan ortalama yokuşları çıkacak kadar vites aralığı var. Ortalama yokuşlar çıkılabiliyor fakat yokuşun mesafesi uzadıkça ağır pedal ile tırmanmak yoruyor insanı. Öne ikili aynakol takıldığında çok engebeli bölgelerde tırmanma sorunu da ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum.

Gps Destekli Cihazlar İçin Güneş Patlama Durumu

Instagram


Arşiv