Bir İzin Peşinden Toroslar / 4

31 Ağustos 2011

Gece deliksiz bir uyku çektim. Ne bir araba sesi vardı ne de başka bişey. Sabah kendiliğimden uyandım. Öyle güneşim çadırıma doğmasıyla içeride pişme ile olmadı. Güzel bir gün başlıyordu. Dışarıdan sesler geliyordu. Dağcılar çoktan ayaklanmış yavaştan toparlanıyorlardı anlaşılan…

Çadırın içinde bir kaç kere daha döndükten sonra bugün ne yapacağıma dair kafamda küçük bir plan yaptım  (ki aslında bu bir bakıma bir işletim sisteminin sistem dosyalarını gözden geçirmesinden farksız bir durum değildi :D) ve kafamı çadırdan dışarı uzattım. Bir süre dağcıları seyrettim. Yakınımda olan iki arkadaş benim kalktığımı fark edince selamladılar, karşılık verdim ve uzaktan kısa bir muhabbet döndü.

Çadırın içinde bir kaç kere daha döndükten sonra bugün ne yapacağıma dair kafamda küçük bir plan yaptım  (ki aslında bu bir bakıma bir işletim sisteminin sistem dosyalarını gözden geçirmesinden farksız bir durum değildi :D) ve kafamı çadırdan dışarı uzattım. Bir süre dağcıları seyrettim. Yakınımda olan iki arkadaş benim kalktığımı fark edince selamladılar, karşılık verdim ve uzaktan kısa bir muhabbet döndü.

Gün ışığıyla beraber çevrenin güzelliği daha da ortaya çıktı…
Çeşmede dünden kalan bulaşıklarımı yıkadıktan sonra tencereme suyumu doldurup ocağımı yakıyorum.
Güzel bir kahvaltı yapıyorum. Manzara güzel olunca insanın iştahı da açılıyor. Neredeyse yarım kangal sucuğu tavaya doğramışım. Aslında dağcı arkadaşlardan gelen olur ikram ederim diye düşünüyordum ama yiyen olmayınca hepsini silip süpürdüm.
Toparlanma işlerini bitiren iki arkadaş yanıma muhabbete geliyor. Yeni su kaynatıp kahve ikram ediyorum. Bir hatıra fotoğrafı çekiniyoruz. Fazla samimi durmuyorlar kız arkadaşım arıza çıkarmasın diye :)))
Kahvaltımı yapıp toparlanmaya başlarken keçiler kampı basıyor. Şeker şeyler :)
Tüm çadırları dolaşıyorlar. Sıra benimkine geliyor :)
Herşey tamam yola çıkma vakti… Saat 09:00
Dağcı arkadaşlar kahvaltıya oturmuşken ben yola koyuluyorum.
Dönüş yolu haliyle daha zevkli geçiyor. Daha hızlı geçiyorum düne nazaran. Eee inişteyim sonuçta…
Ve inişi bitiriyorum…İniş 10 km gibi kısa bir mesafe olmasına karşın  ancak 1 saat 15 dakikada bitirebiliyorum.(Dur-kalk dahil)
Ana yola çıktığımda Kapuzbaşı Şelaleleri’ne kadar sürekli iniyorum. Yol mıcır.. Önümde giden araçlar çok fazla toz kaldırdıklarından onları geçmek zorunda kalıyorum. Yanlarına kadar sokulup kornayla yol istemek bayağı komik oluyor :)
Kapuzbaşı Köy’üne geliyorum ilk… Burada bir çocuk curcunası ile karşılaşıyorum. Bu konuda Itır beni uyarmıştı. Yabancı turist olarak gördükleri kimselerin önünü kesip ingilizce para istiyorlarmış… Yaklaştıkça ”money money” dediklerini duymaya başlıyorum. Para vermeden içeri giremezsin falan diyorlar. En iyisi durmamak. Hızımı koruyup aralarından geçip gidiyorum. Bir yandan moralim bozuluyor… İnsanlar nasıl bu kadar çabuk bozuluyor? Orantısız şekilde turizimle kalkınan bir çok yerde aynı sorun var. Herkes turisti bir şekilde kazıklamanın peşinde… E haliyle bir sene gelen insan bir daha gelir mi oraya…
Her neyse konuyu saptırmayayım. Ama güzel bir olay da yaşadım. Şelalenin birinde durmuş fotoğraf çekerken çocuğun biri yanıma yaklaşıyor. ”Türkçe biliyormusun” diye sordu… ”Evet” dedim. ”Yabancı mısın” diye sordu. ”Hayır Türk’üm” dedim. Şaşırdı :) ”Şeker istermisin?” diye sordum. Düşündü ”oluur” diye yanıtladı. Gidon çantamdan iki şeker çıkartıp verdim. Gülümsedi teşekkür etti uzaklaştı :) Kısaca doğru davranış ile güzel bir diyalog yaşandı :)
Cidden güzel bir yer. Fakat etraf insan kaynıyor. Sıkılıyorum. Bisikleti bir kenara kilitleyip aşağıya inmeye hiç niyetim yok. Bayram zamanı olması bu kalabalığın ana unsuru olsa gerek. Bir daha ki sefere daha tenha bir zamanda gelip şelalenin altına girmek için kendime söz veriyorum…
Yoldan fotoğraf çeke çeke devam ediyorum.
Ana yol düz devam ediyor. Benim yolum sağa sapıp aşağıdaki yola iniyorum.
Karşı tarafa geçip tırmanmaya başlıyorum. Navcity haritasında görünmeyen bir yola giriyorum. ”Ulan Yuriy şimdi nereye gidiyoruz ?” diye söyleniyorum :)
Ortalama olarak yol gayet iyi. Zevkli bir yol. Hesaplıyorum 40 km kadar böyle bir yolda devam edip Aladağ’a varmış olacağım. Mesafe kısa gibi ama yer yer ciddi iniş-çıkış yaptığım yerler oluyor. Hızım da yüksek sayılmaz. Çevre harika…
Arkada asılı olan poşet Hacer Ormanı’ndan beri taşıdığım çöpüm. Kapuzbaşı’nda atmayı unutuyorum. Aladağ’a kadar benimle gelecekler :)
Yavaş yavaş Orman’a dalıyorum…
Yanıma yeterince su almadım için hayıflanıyordum. Fakat yol üzerinde homojen şekilde dağılmış çeşmeler, kaynak suları var. Fakat bilmiyorum bu suların tadı bana hep yavan geliyor. Bir Hacer Ormanı’nda ki su iyiydi. Küçükken büyüklerim ”bu su iyi, bu su kötü” falan derlerdi. Ben de içimden ”suyun iyisi kötüsü mü olurmuş ? su sudur işte” derdim. Öyle değilmiş cidden. Akdeniz olsun Ege olsun Marmara olsun gezdiğim bir çok yerde kaynak suyu olsa dahi tadını beğenemiyorum. Karadeniz gibisi yok cidden kimse kusuruma bakmasın :)
Yakında su da var. Buraya kamp atılırmış cidden :)
Saatte 2-3 tane otomobil 6-7 tane motosiklet görüyorum. Bazılarının bildiği yollar buralar. Bazıları ise şelalenin peşine düşmüş buralara kadar gelmişler… Bir kaçına yol tarif edip yol bilgisi veriyorum.
Uzun süre küçük iniş çıkışlarla yoluma devam ediyorum. Sonra önümde güzel bir iniş, sonra ciddi bir çıkış ve akabinde tekrardan iniş olduğunu görüyorum gpsden…
İnsanların peşinden koştuğu levhalar. Pek bir derme çatma…
En son uzun inişimi yaptıktan sonra daha geniş bir yola bağlanıyorum. Ama yolun güzel olduğu söylenemez.  Ağır tonajlı araçlarla yol çok bozulmuş. Yolda ilerlemek tam bir işkence. Karşıdan da rüzgar esmeye başladı. Bu yorgunluğun üzerine daha iyisi olamazdı.
Böyle doğal güzellikten uzak doğanın içine karışmamış yollarda pedallamaktan hiç zevk almıyorum. Bir an önce yol bitsin diye bakıyorum. Aladağ’a çok mesafe kalmadı.
Yol üzerindeki bir taş ocağını geçtikten sonra önümdeki ufacık rampada isyan edip bisikleti kenara çekiyorum. Öğlen yemeğini ziyadesiyle geciktirdim. Daha dayanacak dermanım kalmadı. Aladağ’a sadece 8-9 km mesafe var. Fakat pedal çevirecek halim kalmadı…Yol kenarında meraklı gözler altında makarnamı pişirip yedim. Bacaklarıma can geldi…
Tekrardan yola çıkıyorum. Bir süre sonra asfalta çıkıyorum. Ne yalan söyleyeyim içim bir acayip oldu. Asfalta çıkmayalı uzun zaman olmuş :))) Bir anda bisikletin gidişi değişti. Gps’den Aladağ’da konaklama alternatiflerine bakıyorum. Bir otel bir de öğretmen evi var. Öğretmen evi bana otelden daha yakın. Önce öğretmen evine gitmeye karar veriyorum. Eh 4 gündür yıkanmıyorum ve elbiselerim cidden çok kirlendi. Sıcak bir duşu hakettim bence…Her iki konaklama alternatifiyle de anlaşamayacağımı da gözeterek  peşin peşin yol kenarlarında konaklanabilecek uygun yerlere bakıyorum. Bol bol var sıkıntı yok ;)
Aladağ’a giriş yaptım. Meraklı gözler her zaman ki gibi üzerimde…
Nokta atışı öğretmen evini buluyorum. İçerde kimse yok. Dış demir kapıda görevli kişinin telefon numarası var. Arıyorum geliyor. Fiyat makul. İlk sorduğum soru sıcak su oluyor. O da var, sıkıntı yok o zaman :) 20 TL’ye konaklıyorum …
Odamın manzarası :)
Bisikletimi en yakınıma alıp kilitliyorum :)

İlk iş soyunup duşa girmek oluyor. Bir güzel yıkanıp rahatlıyorum. Sonra kirlenmiş giysilerimi yıkıyorum çamaşırları yıkadığım suyun rengini tahmin edebilrisiniz herhalde :)

Tüm giysilerimi yıkadıktan sonra cep telefonumu ve pillerimi şarja bırakıp yemek yemeye bir yer buluyorum. 1.5 Adana dürüm söylüyorum kendime. Yanına acılı şalgam :) Eh artık Adana sınırlarına girdik özlediğim lezzetlere yumulmanın vakti geldi de geçiyor :)

Yemek yedikten sonra tekrardan odama dönüp kafayı vurup uyuyorum… Temiz  temiz uyumak başka bişeymiş yahu :)))

Gün sonu bilgileri:

Katedilen mesafe: 68 km
Sürüş süresi: 6 saat
Ortalama hız: 11.5 km/s
Tur süresi: 8 saat 40 dk
Toplam çıkılan yükseklik: 3271 m

Gün sonu yorumu: Hacer Ormanı çok güzel bir yer. Vakit olsaydı bir gün daha orada geçirirdim. Hatta ve hatta bisikleti oraya bırakıp gelmişken bir zirve yapıp inmek bile mümkün. İniş tahminimden zor oldu. Başlarda zevkliydi fakat sonlara doğru vücut yoruldukça sıkıcı olmaya başlamıştı. Kapuzbaşı Şelaleleri’nde bir başka sefere mutlaka daha fazla zaman geçireceğim. Buradaki çocuklara insanlara ön yargılı olmadan dikkat etmekte fayda var. Sanırım turizm kendilerine pek yaramamış…

Yolun geri kalan büyük kısmı dağ yoluydu. Genel anlamıyla iyi-güzel bir yol diyebilirim. Zevkliydi. Tırmanışlar yüklü bisikletle biraz zorlayabilir. Yol üzerinde kaynak suları var. Su sıkıntısı çekmedim. Bu dağ yolunda çeşitli yerlerde uygun kamp alanları mevcut. Yakınlarda su da var. 25 km kadar güzel dağ yolundan sonra yol genişliyor ve daha zevksiz mıcır bir yola dönüşüyor. Üstüne üstlük karşı rüzgarla çekilmez bir yol oluyor. Bu şekilde 20 km daha devam ettikten sonra asfalt yola çıkılıyor. Asfaltı öpmek isteyebilirsiniz… Bundan sonra yol boyunca bir çok yere kamp atılabilir. Fakat yakınlarında su bulunan yer az. Öğretmen evi 20 TL. Sabah kahvaltı yok ! Sıcak su var…

Gps Verileri:

4. gün rotasını buradan indirebilirsiniz…

Coğrafi Veriler:

İlgili yazılar:



Instagram

Gps Destekli Cihazlar İçin Güneş Patlama Durumu