İzmir – Çanakkale Turu Bölüm 1

22-23-24 Eylül 2012

22Eylül 2012

Dünya turuna çıkan Gürkan’a İzmir-Çanakkale arası eşlik etmek için yıllık iznimizin bir haftasını kullanarak bol ara yollu, bol antik kentli ve az kilometreli bir tur yapıyoruz. Aslına bakılırsa bu tur biraz da serinin 2. parçası niteliğinde. İlk parçayı Gürkan’ın 2010 yılında başladığı Türkiye-Japonya turunda Ayşe, Funda, ve ben Karadeniz boyunca kendisine eşlik ederek  yapmıştık. Şimdi ise eski ekipten bir tek ben varım :)

Gürkan Ankara’dan dünya turuna çıkar İzmir’e kadar gelir. Bir kaç gün İzmir’de takılıp sunumlar verdikten sonra Özlem, Urim abi, (Ankara’dan sırf haftasonu eşlik etmek için kalkıp gelen ) Onur ve ben olmak üzere 4 kişi Gürkan’ın peşine takılırız. Rota zaten geçen ramazan bayramında yapmayı hedeflediğim fakat yıllık izin alarak haftasonu ile bayram tatilini birleştiremediğim için yapamadığım bir rotaydı. Yani elimizde taslak bir plan var ve bu plan zaten Gürkan’ın yolu üzerinde :)

22 Eylül Cumartesi sabahı Gürkan ve diğer arkadaşlarla Konak Saat Kulesi’nde buluşuyoruz.

Gürkan’ın İzmir’den temin ettiği bir kaç ekipmanı bisikletine montaj ederken meydandan geçen bir kaç kişi duraksayıp ”ben sizi tanıyorum, siz Gürkan Genç’siniz.  Haberlerde seyrettim hayallerimi genişlettiniz, dünya turuna çıkacağınızı biliyordum fakat burada sizi görebileceğimi ummuyordum” gibi diyaloglar döndü. Zaten Gürkan ile ne zaman tura çıksam bu tip diyaloglara şahit oluyorum. Yahu Sultaniye Kaplıcaları’nda havuzdayız bir beyfendi yine Gürkan’ı tanıyor ve Gürkan’ın Kore’de kaldığı hostel sahibinden selam getirdiğini söylüyor :) Abimiz bir hafta evvel aynı hostelde kalmış ve hostelin duvarında Gürkan’ın Kore’de kullandığı haritayı görmüş. Hostel sahibi de abimizin Türk olduğunu öğrenince Gürkan’ı görürse  selam göndermesini söylemiş. Haliyle abimiz pek ihtimal vermemiş fakat gelin görün ki tesadüfün iğne deliği bir hafta sonra selam yerine ulaşır :) Bu şekilde defalarca Gürkan’ın dünyayı küçülttüğüne şahit oldum :)

Saat kulesinin önünde hatıra fotoğrafı çekinip yola koyuluyoruz.

Ekip Özlem, Onur, Urim, Gürkan ve fotoğrafta olmayan ben.

 Yolculuğumuza Konak İskele’den vapur ile Bostanlı’ya geçerek başlıyoruz.

Bostanlı’dan itibaren sadece bisiklet yolunu kullanarak Kaklıç yol ayrımına kadar geliyoruz. Sadece bisikletlilere ayrılan bu yolda bisiklet sürmek benim için zaman zaman çok sıkıcı olabiliyor. Eh çocukluktan beri trafikte bisiklet sürmeye, her an kendimi araçlara karşı korumaya alışınca böyle monoton ve sorunsuz bir yol sıkıyor tabiki :)

Seyrek’e geldiğimizde yemek molası veriyoruz. Çok fazla seçeneğimiz yok. Hepimiz kuşbaşı ve kaşarlı pide söylüyoruz.

 Kaklıç’tan çıkıp Seyrek üzerinden yola devam ediyoruz.

Villa Kent’i geçince yolun sol tarafında kalan alanda üstü kapalı eski küçük bir kazı alanı olduğunu biliyorum. Buradan geçerken Gürkan’ın dikkatini tepedeki  çok az görülen taş duvarlar (Sur imiş) çekiyor. Bana ”bakalım mı Enes?” diye soruyor. Ben de ” sen kendi yüküne bak bana her türlü uyar” deyip diğer arkadaşlardan kısa bir süreliğine ayrılıp tepeye giden toprak yoldan tırmanmaya başlıyoruz.

Epey bir tırmanıyoruz. Yalnız artık yolun devamını gördüğümüzde tepenin yanından teğet geçerek indiğini fark ediyoruz. O esnada yukarıya baktığımızda birilerinin de bize baktığını farkediyoruz. Uzaktan bir şekilde anlaşmaya çalışıp, başaramayınca yukarıya çıkıyoruz

Yukarıya çıktığımızda bir hoca ve iki öğrencisiyle beraber gün yüzüne çıkardıkları antik kent alanının ölçülerini aldığını görüyoruz. Bir saniye ! Burada antik kent var ! Ve bu güzergahtan defalarca geçmeme rağmen ben daha yeni görüyorum. Kazı alanının sorumlusu Nazlı Hoca’dan detaylı bilgiler alıyoruz. Şuan yaptıkları ölçümlerden envanter çıkartıp bakanlıktan destek almak için kullanacaklarmış. İmkansızlıklar içinde tarihi gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorlar. Ciddi manada sponsor desteğine ihtiyaçları var. Umarım aradıkları desteği en kısa sürede bulurlar.

 

Nazlı Hoca çevre hakkında epey bilgi veriyor bize. Tepede acayip bir rüzgar var. (video da göreceksiniz) Umarım yakın zamanda buradaki yapılar da gün yüzüne çıkarılır ve daha detaylı olarak gezebiliriz.

Tepede epey vakit geçirdik. Bizimkileri unuttuk bu arada. Ne yaptıklarını öğrenmek için telefon açıyorum. Onlarda 200-300 metre ilerideki benzin istasyonuna girmiş bizi bekliyorlar. Yanlarına gidip yola devam ediyoruz. Bilseydik yukarıda böylesine önemli bir çalışma olduğunu onları da tepeye çıkartmaya ikna ederdik…

Gittiğimiz yolda neredeyse hiç tırmanış yok, araç trafiği yok kadar az. Tek sorun karşıdan rüzgar esmesi. Çok şiddetli bir rüzgar olmasa da hızımızı etkiliyor.

Gerenköy’e geldiğimizde ana yoldan ayrılıyoruz. Yolu bir kaç kilometre kısaltan bir kestirme yoldan gidiyoruz. Yol kalitesi aynı yalnız biraz daha dar. Araç trafiği çok seyrek olduğundan sıkıntımız yok.

Bağarası beldesini geçtikten bir süre sonra sağ tarafımızda Pers Mezar Anıtını görüyoruz. Defalarca burası gözüme çarpmasına rağmen bir türlü yoldan ayrılıp burayı inceleyememiştim. Zamanımız da varken bu fırsatı değerlendirmeliyim.

 Mezar anıtına giden yolun devamında bir taş köprü var. Eski olduğu her halinden belli.

Köprünün yakınına gittiğimde kemerin üst noktasında bulunan kilit taş da ay yıldız işaretini görüyorum. Köprünün altından geçip diğer tarafta ki kilit taşa baktığımda 1900 yazısı dikkatimi çekiyor. Anlaşılan bu köprü 1900 yılında inşa edilmiş geç Osmanlı yapılarında  birisi. Demek ki çok geçmişlerden beri burası hep yol olarak kullanıldı… Al işte bir keşif daha !

Pers mezar anıtı ve çevresinde ki incelemelerimizi bitirdikten sonra günün ilk uzun sayılabilecek yokuşunu çıkıp sonra deniz seviyesine inerek (Eski) Foça’ya varıyoruz. Foça’nın arkasını yasladığı tepede ki yel değirmenleri yine dikkatimi çekiyor. Daha önceleri de dikkatimi çekmesine rağmen daha sonra araya giren zamanla birlikte unutmuştum. Yine uzaktan fotoğraf çekmekle yetiniyorum fakat bir ara mutlaka yakınına gidip inceleyeceğim. Uzaktan anladığım kadarı ile bir restorasyon çalışması var.

Eski Foça’nın çıkışında, daha rampalar başlamadan deniz kenarına geçiyoruz. Burada bir kaç tane kamp tesisi var. Basit tesisler olduğu ve sadece yaz aylarında faal oldukları her hallerinden belli. Sahilde ki bir kaç kişiden kamp kurmak için yer tavsiyesi alıyoruz. Bize kimsenin karışamayacağı uygun bir yer gösteriyorlar. Çadırlarımızı kurup, yemek pişiriyoruz. İlk gün olduğu için yol yorgunluğu var biraz.

Akşam yatmadan evvel fotoğraf makinasına tripodu bağlayıp gece fotoğrafı çalışıyorum.

Gün sonunda 60 km mesafe yol almış olduk. Yolun çok büyük bir bölümü düzdü. Foça’ya girerken 110 m rakıma çıkıp ardından deniz seviyesine indik o kadar…

GPS Verisi: Gps cihazınıza yükleyeceğiniz dosyayı buradan indirebilirsiniz.

Harita Bilgisi:


Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: Çanakkale-1-İzmir-Foça

23 Eylül 2012

Sabah uyanıp kafamı çadırdan çıkardığımda ilk Onur’un afyonu patlamamış haldeki suratını görüyorum :)

 Urim abi ve Gürkan çoktan ayaklanmışlar.

 Biz toparlanmaya başlayana kadar Gürkan yola çıkmaya hazır hale gelmiş, bisikleti üzerinde çeşitli düzenlemeler yapıyordu.

 Biz de toparlandığımızda kahvaltı yapmadan yola çıkıyoruz. Kahvaltıyı (Yeni) Foça’da denize nazır bir işletmede yapmayı planlıyoruz.

 Ve Yeni Foça’ya doğru yola koyuluyoruz. Önümüzde bol iniş-çıkışlı ve bol virajlı bir yol var. Aç karınla biraz zor oldu.

Eski Foça ile Yeni Foça arasında kalan yolda bol miktarda harabe halinde eski taş evlerden var. Bu yol arasında bir kaç tane camping hizmeti veren işletmeler de var. Yani konaklama sıkıntısı pek yok.

Yeni Foça’ya varmak tahminimizden daha zor oluyor. 20 kilometre mesafe geldik, bununla beraber dün yaptığımız toplam tırmanışın en az 2 katını (+500m) sabah kahvaltı yapmadan almış oluyoruz. Biraz zorladı yani. Yeni Foça’da kahvaltı yapmak için deniz kenarında güzel bir işletme bulup oturuyoruz. Kahvaltının ardından keyif çaylarımızı da içip asılıyoruz pedallara…

Yeni Foça’dan sonra İzmir-Çanakkale anayoluna doğru yol alıyoruz. Anayol kavşağına yakın olan Aliağa Organize Sanayi bölgesinden geçmek bizim için korkunç bir tecrübe oldu. Yan tarafımızda bol toz kaldıran ve gürültülü fabrikalar ve aynı yolu paylaşmak zorunda kaldığımız son sürat yol alan büyük kamyonlar arasında bisiklet sürmek bizleri epey yordu.

 Anayola bağlandığımızda rahat bir nefes alıyoruz.

Kavşaktan 4 km sonra yolun sağ tarafında çeşitli kazı alanları görüyoruz. Yakından incelemeden geçmiyoruz tabii. Bu yakınlarda, tam da organize sanayi bölgesinin arka tarafında kalan deniz kıyısında Cyme antik kent kalıntıları var fakat ulaşım pek kolay olmayacağından dolayı bu antik kenti pas geçip Aliağa’ya doğru yol alıyoruz.

Onur’un bir arkadaşı Aliağa’dan midye dolma yemeden geçme diye öğütlemiş. Onur’un arkadaşının hatırına Aliağa merkeze girip mevzubahis meşhur midyeci de midye yiyoruz.

Midyeci’den sonra artık pek mola vermeden yola devam ediyoruz. Yenişakran’a geldiğimizde anayoldan ayrılıp dağlara doğru tırmanmaya başlıyoruz. Benim ne zamandır görmek istediğim Aigai antik kentini ziyaret edeceğiz. Yenişakran’da Ceza Evi Levhasını takip ederek içeriye sapıyoruz. Bir süre tırmanış yaptıktan sonra sıra sıra dizilmiş konutları ve cezaevinin yanından yolumuza devam ediyoruz.

Günün en tırmanışlı bölümündeyiz. Yol asfalt ve trafik yok denecek kadar az. Bu şartlarda tırmanış yapmak gayet keyifli.

Onur’un 2 günlük macerası bu akşam otobüsüyle son buluyor. Zaman öldürmek adına Yenişakran’dan itibaren bizimle bir süre daha tırmanıyor. Geri dönüş zamanını da hesaplayarak tırmanışın bir bölümünde vedalaşıp yeniden Yenişakran’a iniyor.

Ve Aigai antik kentine en yakın yerleşim birimi olan Yunt dağı Köseler Köyü’ne geldik. Şimdiye kadar bu antik kentle alakalı en ufak bir levhaya bile rastlamadık. Antik kent çevresine veya tam içine kamp atmayı planlıyoruz fakat mesaisini bitiren güvenlik görevlisi ile yolda karşılaşıyoruz. Antik kent içinde kalamayacağımızı, dilersek kazı evinin bahçesinde izin alarak kalabileceğimizi söylüyor.

Kazı evine gidip kendimizi tanıtıyoruz.  Okul bahçesinin arka tarafına kamp atmak için izin alıyoruz. Çadırları kurduktan sonra hop yemek vakti…

Gün sonunda 72 km mesafe ve toplamda 1200 metre toplam tırmanış yapmışız. Bu tırmanışın büyük çoğunluğu Foça-Aliağa ve Yenişakran-Köseler Köyü arasında oldu.

Bu akşam kendini çok daha iyi hissediyorum. Bu akşam erkenden yatmayıp fotoğraf makinesi ile çeşitli çalışmalar yapıyorum.Işıkla yazı çalışması denemelerime Gürkan’da dahil oluyor :)

GPS Verisi: Gps cihazınıza yükleyeceğiniz dosyayı buradan indirebilirsiniz.

Harita Bilgisi:


Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: Foça – Köseler Köyü

 24 Eylül 2012

Sabah erken uyanıyoruz. Hava biraz serin mi ne? Biz çadırdan yeni yeni çıkarken kazı ekipbinde bulunan arkadaşlar antik kente doğru yol alıyorlar.

Özlem, dün akşamdan beri kafasını duvarın diğer tarafına uzatıp bizi gözleyen ineği beslemeyi görev ediniyor :)

Gürkan her zamanki gibi erkenden toparlanmış. Biz de çantalarımızı toparlayıp kahvaltılıkları çıkarıyoruz. Bu esnada kazı evindeki arkadaşlardan biri bize kahvaltı hazırlamış bile.

Sağolsun sayesinde güzel bir kahvaltı yapıyoruz.

Okulun öğrencileri bizleri görünce yanımıza toplanıyor. Gürkan çocuklarla epey iyi anlaşıyor. Bir süre onlarda muhabbet ediyor. Sonra yüklerimizi boşu boşuna tepeye kadar taşımamak için fazlalıklarımızı kazı evinde bırakıp yüksüz bisikletlerle Aigai antik kentinin bulunduğu tepeye doğru tırmanıyoruz.

Köyden çıkıp antik kente doğru tırmanmaya başlıyoruz.

Burası tahminimizden daha büyük ve daha güzel bir antik kent. Fakat ne gariptir burayı tanıtan ne bir yazı ne de yol üzerinde bir levha var. Çok garip.

 Antik kentin içine doğru yol alıyoruz.

 Yol üzerinde ilk kaya mezarlar ve kalıntılarını görüyoruz.

Kazı ekibindeki hocalardan aldığımız bilgiye göre şu an gördüğünüz taşlarla döşenmiş yol kazı çalışmasından önce toprak altındaymış. Yukarıdan aşağı doğru toprak altında bulunan taşlar takip edilerek tüm yol gün yüzüne çıkartılmış.

 Tarihe dokunmak.

Manzaranın sağ orta tarafında Köseler Köyü görülüyor. Ne kadar sağlam bir çıkış yaptığımız daha net anlaşılabilir.

 Ve kazı ekibinin çalışma yaptığı bölüme geliyoruz.

 Tam da çay saatine denk gelmişiz :) Nasiplenmemek olmaz.

Kazı ekibinin haricinde insan gücünü karşılamak için Köseler Köyü’nden de insanlar bu ekipte görev almış. Böylelikle bir kaç hanenin bütçesine önemli katkı sağlanabilmiş.

Akademik takvim çoktan başlamış olmasına rağmen arkadaşlar halen çalışıyor. Son haftalarıymış. Önümüzdeki hafta üniversite de öğretim ve öğrenime devam edecekler.

Kazı ekibinin bulunduğu yerden ayrılıp kenti keşfe çıkıyoruz. Bizim haricimizde başka hiç bir ziyaretçi yok. Buranın mutlaka ilgilileri tarafından mutlaka ziyaret edilmesi gerek.

Arkadaşlardan aldığımı bilgiye göre aslında bu saha içerisine hayvan girmesi yasak. Fakat işlerine yaradıkları için müsade ediyorlar. Nasıl? Her yıl büyüyen otlar ile mücadelede inekler etkin rol oynuyor :)

 Tarihe dokunmak…

Yine her taşın altına bakacak, her deliğe kafamızı sokacak şekilde antik kenti dolaşıyoruz. Bir de bakmışız çıkışa  gelmişiz. Gps’den iz kaydına baktığımda tepe etrafında kocaman bir daire çizip başlangıç noktasına geldiğimizi görüyorum.

Özlem, Urim abi ve Gürkan’ın bulunduğu yer gezgin tanrısı Hermes’in (Merkür) adak alanı.  Gezginler ve tüccarlar bu alandaki yapıya sikke atarak dilekte bulunuyorlarmış. Tahmin edersiniz ki bu bölümden bol miktarda sikke çıkmış.

Antik kent turumuzu bitirip eşyalarımızı almak için köye geri dönüyoruz.

Kazı evinde, geldiğimizden beri güler yüzünü eksik etmeyen, bize sabah kahvaltı hazırlayan arkadaşa da teşekkür edip yola çıkıyoruz.

Normal şartlarda geldiğimiz yolu Yenişakran’a kadar geri dönüp anayoldan Bergama’ya geçecektik. Köylülerden aldığımız bilgiye göre anayola inmeden direk Bergama’ya ulaşabileceğimiz, bizi çok zorlamayacak bir yol varmış. Gps cihazından haritaya bakıp mevzubahis yolun doğruluğundan emin olduktan sonra bu yolu kullanmaya karar veriyoruz. Aynı yoldan geri dönmemek işimize geliyor.

Köyden çıktığımızda Urim abi bizden ayrılıyor. İzmir’e doğru dönüş yoluna geçiyor. Onunla vedalaşıp yolumuza devam ediyoruz.

Köseler Köyü 220 rakımda idi. Öncelikle 490 metre rakıma kadar tırmanıp, ardından inişe geçeceğiz.

Aigai antik kentinde epey dolandık ve yola çıkınca biraz erken acıktık. İsmailli Köyü’nde tablot yemek yapan bir işletme buluyoruz. Çevredeki okullara yönelik bir yermiş. Yemekleri gayet lezzetli ve ucuzdu. Karnımızı bir güzel kurufasulye, pilav ve yoğurt üçlüsü ile doyuruyoruz. Özlem’in midesi daha küçük, ondan artanları yine ben yiyorum :)

Uzun bir iniş yapıyoruz. Bisiklet üzerinde çok fazla zaman geçirmediğimizden gün bize erken bitmiş gibi geliyor.

Bergama’ya girmeden uygun bir yerde kamp atmayı düşünüyorduk. Özlem Bergama’da uygun bir otelde kalmayı teklif ediyor. Ona uyuyor ve Bergama merkeze giriyoruz. Önce öğretmen evini arıyoruz. Biraz dikçe bir yokuşu tırmanıp öğretmen evini buluyoruz fakat şartlar bize uymadığından başka bir otel arıyoruz.  Gürkan gözüne Gobi Pansiyon adlı bir işletmeyi kestiriyor. Eh sonuçta Gobi Çölünü aştı adam merak etti neden Gobi Pansiyon? Fiyatta ve imkanlarda anlaştıktan sonra odalarımıza çekiliyoruz. Bir ara Gürkan otel sahibine soruyor neden Gobi? diye… Soyadları Gobi imiş. Neden Gobi? Soyun eskileri oradan göç ettikleri için soyadı kanunundan sonra bu soyadını seçmişler.

Akşam duş alıp biraz dinlendikten sonra Bergama’yı ufaktan dolaşmaya başlıyoruz. Fakat yürümeye çok dayanamayıp pansiyona dönüyor ve erkenden yatıyoruz. Yarın Bergama’yı dolaşma vakti…

Gün sonu 45 km mesafe 700 m toplam çıkış…

GPS Verisi: Gps cihazınıza yükleyeceğiniz dosyayı buradan indirebilirsiniz.

Tüm Rotalar:

 Google-Maps-icon-150x150

Harita Bilgisi:


Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: Köseler Köyü – Bergama

  • Simplemanthelasthero

    La olum bacaklarını kıracağım senin ne geziyon benden önce buraları :) Neyse iyi ki geziyorsun da haberdar oluyoruz. Tarihe dokunmak lafını antik kentler turunda kullanacağım haberin olsun. Son olarak ayrılmaması gereken “ki” leri ayrı yazıyorsun dikkat et :)

  • Haha len benim sitemde bu kendi fotografim yok ekine sagkik guzel gezmisiz. Olcay kiskandin ni loo : )

  • Onur

    “-ki”lerinden öperim Olcay.

  • Abdülkadir

    Yaw bizim köye (köseler) gitmişsiniz haberim yok yuh bana :) ayaklarınıza, ellerinize, bellerinize sağlık :) çok güzel gezmiş, anlatmışsınız. Bileydim ben de Manisadan atlar gelirdim pisikletimlen… O kalenin tapusu bilem var bizim ailede :) eskimez yazıyla yazılmış… Bizim dedeler biraz uyanıkmış herhalde, çevirmiş mekanı, tapulatmış zamanında. Ama bir işe yaramıyor artık… Rahmetlinin kale önünde çekilmiş siyah beyaz eski fotoğrafı var, gezgin bir yabancının çektiği. Dediklerim Osmanlı döneminde olan hadiseler tabii… Neyse teşekkürler kalemizi köyümüzü hatırlattığınız, tanıttığınız için tekrardan…

  • Selçuk Şenkaya

    Gürkan kardeşin, Romanya yazısının sonunda başlangıç linkini görünce okumadan edemedim. İyi ki de okumuşum. Klasik olacak ama sizinle bende Saat meydanında buluştum ve son noktaya kadar geldim. Yazı ve Fotoğraflar çok doyurucu idi. Teşekkürler. Selçuk Şenkaya 01.07.2014


Instagram

Gps Destekli Cihazlar İçin Güneş Patlama Durumu