Frig Vadisi Bisiklet Turu

   7-8 Temmuz 2012

Güzel bir turu , rotayı daha sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. İlk geçen sene kalabalık bir ekiple otobüs ayarlayarak gittiğimiz Frig Vadisi’ne bu sene Eskişehirli bisikletten arkadaşlarımızın düzenlediği Frig Vadisi bisiklet turuna dahil oluyorum. Malum izinler kısıtlı, yine bir haftasonu tatiline sıkıştırdık koskoca yeri. İlk gittiğimizde de aynısı olmuştu. Bu bölgeye en az bir hafta ayırıp doya doya gezmek lazım. Geçen sene ilk gittiğimde acemilik ve o zamanın şartlarından ötürü pek fotoğraf çekememiştim ve bu yüzden sizlerle paylaşabileceğim kayda değer pek döküman yoktu. Şimdi bol bol fotoğraf çektim ve sizlere sunabileceğim zengin bir içerik var. Yazının alt kısmında geçen sene yaptığımız turun da detaylarını ekleyerek daha kapsamlı bir çalışma sunmayı umuyorum. Çünkü bu iki tur birbirini tamamlar nitelikte…Gel gelelim neler yaptık, nereleri gezdik anlatayım. Mesafe uzak, zaman kısıtlıydı benim için. Cuma günü mesai bitiminde bir gün önceden hazırladığım tüm ekipmanlarımın bulunduğu çantalarımı ve bisikletimi alıp (Sorunlu firma !) Çeşme Seyahat ile İzmir Otogarına (İZOTAŞ) geliyorum. Otobüsümün kalkmasına 1.5 saat kadar vaktim var. Gidip dışarıda karnımı doyurup ertesi gün kampta yemek için makarna, tonbalığı, alkol (ocak için :D) alıyorum.

Vakit geliyor. İki gün önceden Anadolu Turizm’den aldığım Afyon bileti ile Afyon’a gideceğim otobüse bisikletimi sorunsuz yerleştiriyorum. Otobüsde pek dinlendiğim söylenemez.Üstüne üstlük otobüs arıza yapar bir saat kadar yeni aracı bekleriz. Bagajlar yeni otobüse eklenir falan derken sağ sağlim Afyon otogarına geliriz.

Bisikletimi bagajdan indirip kuruyorum. Planım gün aydınlanana kadar otogarda kalmak. Becerebilirsem bir kaç saat uyumak. Bisikletimi herhangi bir mantık gütmeden otogarın kapalı alanına almıyorlar. Bir şekilde bisikletimin güvenliğini sağlayıp dinlenmem gerekiyordu. Gece vardiyası müdürüne kadar olayı aksettiriyorum. Sonuç ve mantıksızlık değişmiyor. Haklarını yemeyelim oldukça naziktiler fakat sonuçu değiştirmedi. Sonradan nasıl olduysa 10 dk dışarıda bekledikten sonra güvenlik görevlilerinden biri yine aynı kapalı alanın arka kapı tarafındaki şehir içi servis bekleme bölümünde bisikletimin durabileceğini müjdeliyor. Sorun nasıl olduysa kendiliğinden çözüldü. Bu esnada Bursa’dan yine aynı tur için gelmiş olan Serdar ile tanışıyorum.

Biraz otogarda dinlenmeye fırsatımız oluyor. Sabah gün aydınlandığında yola çıkıyoruz. Hava soğuk, İzmir gibi değil :)

Buluşma yerimiz  Afyon’un İhsaniye ilçesine bağlı Ayazini beldesi. Eskişegir grubu otobüs ile gelecek. Ayazini beldesi Afyon’a 35 km kadar mesafede ve yol düz. Yola da erken çıktığımızdan acele etmeden bisiklet ile yol alıyoruz.

 Gün doğuyor yavaş yavaş.

Ayazini son 5 km. Ve artık kahverengi levhalar görmeye başladık.

Eskişehir’li arkadaşlardan daha önce Ayazini’ne varıyoruz. Çevreyi keşfetmek için fazladan vaktimiz var. Burayı geçen sene de görmüştüm fakat gün sonu kamp yerimiz olduğundan yorgunluğunda etkisiyle çevreyi pek keşfetmeye zamanım olmamıştı. Şimdi daha detaylı şekilde gezebiliyorum.

Burası Ayazini girişinde sol tarafta  bulunan bir kilise ya da benzer şekilde bir ibadet yeri.

 İçeriye girdiğimizde içeriden bir kaç yarasa havalanıyor.

Çevrede maalesef bilgilendirme amaçlı herhangi bir levha bulunmuyor. Çevrede bol miktarda  kayalardan oyulma yapılar var. Bazılarında ciddi estetik var…

Geçen sene Ayazini’nin hemen yanında kamp kurduğumuz alan. bu civarda birbirlerine bağlı kat kat mağaralar var. Bahar aylarında epey soğuk oluyor burası. Burada kamp yapmak için çadıra ihtiyaç yok. Çevrede, içinde konaklanılabilecek bir çok mağara var. Uyku tulumu ve mat taşımak kafi.

Yine en çok merak ettiğim yerlerden birine gidiyorum. Girişine kamp attığımız vadinin içine giriyorum.

Bölge de yürüyüş parkurları beyaz-kırmızı boya kombinasyonu ile işaretlenmiş. Bu sistem hem işlevsel hem de ekonomik bir yöntem. Bu sistemi tamamlayan bir de harita olduktan sonra tadından yenmez doğrusu.

 Vadi içinde yüklü bisikletle gidebildiğim yere kadar yol alıyorum.

 Ve çıkabildiğim son nokta… Daha fazla zorlamadan geri dönüyorum.

Ve grup Ayazini’ne geliyor. Grup içinde daha önceden tanıdığım arkadaşlar var fakat çoğu ile yeni tanışacağım.

 Arkadaşlar da çevreyi dolaştıktan sonra yola koyuluyoruz.

Bölgenin coğrafyası meşhur Kapadokya ile çok benzer.  Gerek bitki örtüsü gerek vadiler, yontulması son derece kolay kayalar ve eski insanların yaptıkları kayalardan oyma yapılar oldukça benzer.

 Bu bölgede de peribacaları var mesela…

Ayazini’nin arka tarafından dolanıp Avdalaz Kalesine doğru yol alıyoruz.

 Avdalaz Kalesi.

Kalenin hemen girişinde bulunan bir mağara. Bayağı dik. İçine girip dibini görünceye kadar iniyorum. İçi dolu. Kim bilir ucu nereden çıkıyor?

Kale’nin üzerinde güzel bir manzara var. Çevreye hakim bir tepe.

 Turu organize edenlerden İrfan.

Hava sıcaklığı fena değil. Aslında yine sıcak fakat havada nem olmadığından çok fazla etkilenmiyoruz.

 Ayazini’ni arkadan dolaştıktan sonra tekrardan ana yola çıkıyoruz.

Yaklaşık 500 metre kadar ana yolda gittikten sonra kahverengi tabelaları takip etmek için sola sapıyoruz.

 Ayçiçekleri ve Serpil.

Yolumuz üzerinde yer yer sağlı sollu çeşitli kayalardan oyma yapılar bulunuyor. Ne kadar yavaş ve etrafı inceleyerek gidersem o kadar iyi.

 Bu yapıların en bilinenlerinden Aslan Taş.

Çevrede bol miktarda yıkıntı halinde kaya blokları bulunuyor. Büyük ihtimal bu gördüğümüz kabartma yapılar tek bir parça/yüzey şeklindeydi ve sonra insan ya da doğa faktörleri ile yıkılarak bu hali aldılar.

Temmuz ayında olduğumuzdan çevre  sarı ve yeşil tonlarla bezenmiş durumda. Bahar aylarında bu bölge çok daha yeşil ve gezilesi bir yer olduğunu belirteyim.

Yollar genellikle kalitesiz asfalt diyebilirim. Fakat yollar çok sakin, bisiklet sürmek büyük zevk. Trafiği olmayan tenha yollar ile etrafta bulunan bu tarihi yapılar, Frig Vadisini tam anlamıyla bisiklet sürülesi bir mekan yapıyor. Civarda su bulmak hiç sorun değil. Yol boyunca mataranızı doldurabileceğiniz bir çok çeşme bulunuyor.

Grubun performansı oldukça iyi. Yokuşlarda dahi çok dağılmadan yol alıyoruz. Genellikle herkes kendi temposunda yol alıyor. Dağınık şekilde yol aldığımız zamanlar sadece yol ayrımlarında arkada kalanların gelmesini bekleyip öyle yola devam ediyoruz.

Bu bölgede halen kağnı tipi ahşap ve demirden yapılma eski usül at arabalarından görebilmek mümkün.

Bayramiler Köyü’nün içinden geçerken mezarlık dikkatimi çekiyor. Mezar taşları oldukça ilginç.

 Emre gölünün yanından geçiyoruz.

Döğer kasabasına geliyoruz. Frig vadisinde su bulmak ne kadar kolaysa bir şeyler yiyebileceğiniz lokanta ya da satın alabileceğiniz köy bakkalı ya da çay içebileceğiniz kahvehane bulmak bir o kadar zor. Döğer’de yemek molası veriyoruz. Burada yemek yemek için rotadan 8 km kadar saptık ve bu 8 km yolu geri dönerek tekrardan rotamıza gireceğiz.

Döğerde’de öyle çok fazla yiyecek alternatifi bulunmuyor. Küçük bir lokanta var fakat biz burada yemek yerine bir fırına pide yaptırıyoruz. Karşısında bulunan kahvehaneye oturup içeceklerimizi de buradan alıyoruz. Karınlar bir güzel doyuyor. Pideye ödediğim ücret ise oldukça komik. 3.5 TL :)

 Farklı bir yoldan dönüş yapmayı deniyoruz.

 Döğer yakınlarında ki başka bir Aslanlı Kaya.

Rotamıza tekrar giriyoruz. Güneş halen tepemizde. Önümüzde bir kaç kilometre hafif çıkış ve düzlük, ardından sağlam bir rampa bizi bekliyor. Ben yol ayrımında gölgede yarım saat dinlenme kararı alıyorum. Arkadaşlar yola devam ediyor.

Sonra bir patpat sesi uykumu bölüyor. Daha 10 dk olmadı kestirmeye başlayalı. Neyse bu fırsat kaçmaz. Hemen ayaklanıp bisiklete atlıyorum.Patpata  yetişim arkadan asılıyorum. Düz yollarda bu şekilde rüzgarına girmek kafi oluyor. Yolun büyük kısmını bu şekilde geliyorum. Sonra patpat ara yola sapıyor. Sonra fark ediyorum ki yolun düz olmasına karşın karşıdan ciddi rüzgar alıyormuşuz. Sarıcaova’da çeşmenin yanında geride kalan arkadaşları bekliyoruz. Buranın suyu pek bi güzel ve soğuk.

Grup toparlanınca yola devam ediyoruz. 200 metre kadar tırmanışımız var. Geçen sene bu yol topraktı ve gayet keyifli bir yoldu. Bu sene sathi kaplama asfalt yapılmış. Ve maalesef yol durumu oldukça kötü. Mıcırlar yolu tamamen çekilmez hale getirmiş. Sanırım bu günkü rotanın en sevimsiz ve zor kısmı burası.

İniş kısmı bir süre sonra toprağa döndü. Yine de kontrolü elden bırakmayıp ortalama bir hızda iniş yapıyoruz.

İnişin sonunda geride kalanları beklemek için gölgelik bir mekanda toplanıyoruz. Epey yorulmuşuz. Kamp alanına pek bir mesafe kalmadı.

Kamp yerimiz Büyük Yayla Göleti. Yakında içme suyu var. Gölet çevresi orman az çok bilindik bir yer. Çevrede bizden başka kimselerde vardı. Kamp için oldukça iyi bir mekan.

 Kamp alanına geldiğimizde hepimiz yorgun ve açtık.

Bazı arkadaşlar da araç ile sonradan gelecek olan eşya ve yiyeceklerini göl kenarında keyif yaparak beklemeyi tercih ediyorlar.

Fakat bir türlü arkadaşların eşyalarını getirecek olan araç gelmiyor. Gecikecekmiş. eh arkadaşlar da pek bir aç. Benim gibi :) 2 posta makarna pişirip afiyetle hep beraber yiyoruz. Ha o mat ise ocağın rüzgardan etkilenmemesi için. Ocakla alakalı son deneyimleri daha sonra anlatacağım ;)

Yemeği yedikten bir süre sonra hava kararıyor. Ben de dünden beri uykusuzum. Gece kamp eğlencesine kalamıyorum. Çadırımın içine girip deliksiz bir uyku çekiyorum.

Sabah oldukça dinç bir şekilde kalkıyorum. Yorgunluktan eser yok. İyi uyumuşum belli. Akşam arkadaşların eğlencelerinden bir rahatsız olmadım o derece derin uyumuşum :)

Bulunduğumuz mekan çok güzel. Bülent akşam geç saatlerde ve günün ilk ışıklarında gölün çok güzel fotoğraflarını çekmiş. Fotoğraflara buradan ulaşabilirsiniz.

Kahvaltımızı yapıp, çadırlarımızı topladıktan sonra toplu bir hatıra fotoğrafı çekip yola devam ediyoruz.

İlk mola yerimiz Kümbet Köyü. Burada Frigyalılardan kalma Aslanlı Mezar ve Selçuklulardan kalma ve köye de adını veren bir kümbet bulunuyor.

Bu kümbeti bu kadar ilgi çekici yapan unsurlardan biri de kesinlikle üstünde bulunan leylek yuvası. Geçen sene tek yuva vardı. Bu sene yuva üzerine yuva yapmış :)

 Aslanlı Mezar. Hemen bitişiğinde köy evi.

 Burası çevreye çok hakim bir nokta. Güzel manzarası var.

 Bülent Yıldırım

 Kümbet’i dolaştıktan sonra yola devam ediyoruz.

 Fotoğrafçımız Bülent Yıldırım :)

Yol üzerinde ”Yapıldak Asarkale” adlı bir levha görüyoruz. 1 km kadar içeride. Ortak karar ile giriyoruz bakalım neymiş ne değilmiş. Toprak ve düz bir yolda ilerliyoruz.

Etrafta herhangi bir levha bulunmuyor. Gidiş yönümüze göre solumuzda kalan tepede yer alıyor mevzubahis kale.

Yapıldak Köy’ü

 Kale denilen kayalık tepede bulunan bir tünel.

Burada görülmeye değer tek şey manzara. Burada biraz dinlenip geri dönüyoruz. Bu arada iki güne sıkıştırılmış bir tur olduğundan sınırlı sürede en güzel yerleri görme gibi bir mantığımız var. Vakit bol ise her yerin kendine özgü görülmeyi hakeden tarafları var elbet.

Öğlene doğru hava sıcaklı iyiden iyiye kendini belli etmeye başladı. Bayağı da acıktık. Bir an önce Yazılıkaya’ya ulaşıp köyde bulunan tek gözlemecide gözleme yiyerek karnımızı doyurmak istiyoruz.

Gözlemeciye varıyoruz. Burada küçük bir detay atladığımızı farkediyoruz. İşletme sahibine daha önceden kalabalık bir kafile olarak geleceğimizi haber vermediğimiz için işletmede sınırlı sayıda gözleme var. Fakat şansımıza sayı tutuyor. Üstüne arkadaşlar da dünden kalan yiyecekleri de ekleyince fazlasıyla doyuyoruz.

Karınlar doyup biraz dinlendikten sonra köyün üst tarafındaki Yazılıkaya anıtını ziyaret ediyoruz. Yazılıkaya’da tadilata başlanmış

Yazılıkaya’nın bulunduğu tepede bir çok farklı yapı var. Fakat bunlar tepede geniş bir alana yayıldığı için hepsini kısa sürede dolaşmamız mümkün değil. Yakında olan bir kaç yeri dolaşıp geri dönüyoruz.

Yazılıkaya’dan hareket edip Gerdek Kaya’ya hareket ediyoruz. İçeride bir kaç adet kaya mezarı bulunuyor.

 Yolumuz üzerinde bulunan bir başka kale.

Buranın ardından yolumuz üzerinde görülecek başka bir tarihi yapı kalmadı. Bundan sonra Seyitgazi’ye kadar pedal basıp ana yoldan geçen şehirler arası otobüslerden birine binip Eskişehire geçeceğiz.

Yolun Seyitgazi’ye kadar kalan kısımda ciddi karşı rüzgar yedik ve yol üzerinde tahminimden daha ciddi çıkışlar vardı.

Eskişehir’e vardığımızda doyabileceğimiz iyi bir lokantaya oturuyoruz. Pazar yoğunluğundan dolayı yer bulma ve servis sıkıntısı yaşansa da gelen mezeler ve yemeklerin lezzeti herşeye değdi doğrusu. Eskişehir’e geldiğinizde lokma kebabını denemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Turda emeği geçen ve tura katılan tüm arkadaşlara teşekkür ederim. Eskişehir ekibiyle pedallamak büyük zevkti.

Tur notları:

  • Tur için gezdiğimiz kısım Frig vadisinin yalnızca bir bölümüydü. En az bir bu kadar daha gezilecek yer var. Ve buralar öyle iki günlük bisiklet turuna sığdırılacak cinsten değil. Bir haftayı buraya ayırıp doya doya gezmek gerek…
  • Bölgede su sıkıntısı hiç yok. Yol boyunca bir çok çeşmenin yanından geçiyorsunuz. bizim rotamızda özellikle 2. gün rastladığımız suların lezzeti harikaydı.
  • Konaklama çadır olduktan sonra gerisi teferruat. Hatta bazı yerlerde çadır kurmaya bile gerek yok. Geç mağaranın birine oldu bitti. Ha otel, pansiyon derseniz zor bulursunuz…
  • Kahvehane, lokanta v.b. işletmelere güvenirseniz aç kalırsınız. Yanınızda mutlaka konserve yiyecek, ocak, makarna, hazır çorba v.b. yiyecekleri eksik etmeyin.
  • Belli başlı yerlerde rampalar var elbet fakat öyle çok zorlayıcı değil.
  • Bu turla beraber de tecrübe etmiş oluyorum Frig vadisi bahar aylarında başka bir güzel. Havada güneş olmasına karşın windstopper ceket ile bisiklet sürdürecek kadar soğuk oluyor Nisan-Mayıs aylarında. Geceleyin uyku tulumuna daha bir sıkı gömülmeniz gerekecek. Ama doğa bir harika, yeşilin en tatlı tonlarını görebilirsiniz. Yazın ise ege kıyılarına göre daha serin, daha doğrusu nem yok. Fakat doğadan pek zevk alabildiğimi söyleyemeyeceğim. Etraf sarı ağırlıklıydı,  kurumuş otlar falan. Bir de ne olursa olsun rampalar daha bir zorluyordu. Bahar iyidir iyi…
  • Bir de benim gibi bodoslama gelmeyin. Biraz çevrenin tarihi hakkında bilgi edinin. Burada bulunan levhalar yetersiz. En azından Afyon ya da Eskişehir’de ki turizm ofislerinden broşür, kitapçık falan edinin. Fakat hiç birisi internetten edineceğiniz bilginin yanından geçemez.
  • Bölge acayip sessiz, yollar fazlasıyla tenha. Bisiklet sürüp kafa dinlemek isteyenler için sağlam adres.
  • Büyükyayla Göleti ve çevresi harika. Biraz deşifre olmuş mangalcılar falan da geliyor. Etrafta çok fazla olmasa da çöp falan olabiliyor. Yine de uygun bir yer bulup bir kaç gün kamp atıp kafa dinlenebilir.
  • Zamandan kazanmak için sanırım Afyon’a gelip buradan pedal basmak daha mantıklı. Bir de bu rotaların yakınından geçen çeşitli otobüs hatları var.  Eskişehir ya da Afyon otobüs terminallerinden bu hatlardan geçen otobüsleri öğrenip  rotaların yakınına otobüsle gidebilirsiniz. Eğer öğrenebilirisem tüm hatları yazıyı güncelleyerek belirtirim.
  • Gittiğimiz yollar genelde sathi kaplama fakat konforlu sayılabilecek yollardı. Fakat tarihi yapıları görmek için hep ana yollardan sapmamız gerekti. Ve ara yollar toprak ve kesinlikle da bisikletine uygun yollardı. Bu sebeple Frig vadisini gezmek için dağ bisikleti ya da bu tip bozuk yollarda gidebileceğinize güvendiğiniz bir bisiklet ile gelmenizi tavsiye ederim.
Yol Verileri:

1. gün : 65 km

2. gün: 55 km

2 gün toplam: 120 km

2 gün toplam tırmanış: 1608 m

(Verilere Afyon-Ayazini arası dahil değildir)

Afyon-Ayazini: 32 km mesafe  163 m toplam tırmanış.

Harita Bilgisi:


View Frig in a larger map

GPS Verisi: Gps cihazınıza yükleyeceğiniz dosyayı buradan indirebilirsiniz.

  • Aykut Sıgındık

    Sevgili Enesciğim. Katıldığımız bu tur yazısını okudukça keyif aldım. Daha önce 3 kere güzergahı gördüğüm halde bu akıcı yazınızda yeni bilgiler öğrendim. Özetle Turcu Bisikletçilerin en beğendiğim özellikleri; Gideceği rotayı belirleyip geçeceği yerlerdeki tarihi ve coğrafi vs. güzellikleri araştırarak keyifli bir şekilde seyahat etmesi.
    Sağlıklı,sıhhatli ve keyifli pedal çevirerek,yediğin içtiğin senin olsun ama gördüğün güzellikleri anlatman dileği ile gözlerinden öperim.


Instagram

Gps Destekli Cihazlar İçin Güneş Patlama Durumu