Yağcılar Mevkii – Söğüt Köyü ve Meryem Ana Kilisesi

3 Mart 2012

Bir hafta sonu daha yalnız dolaşmam gerektiğinden dolayı ne zamandır keşfetmek istediğim fakat bir türlü fırsatını bulamadığım bu rotayı keşfetmeye karar veriyorum. Keşif yapılacak bölge Demircili koyu, Kokar Koyu , Uzunkuyu ve Urla mevkiileri arasında yer alıyor.

İzmir’den buraya kadar ulaşım bilindik asfalt yollar. Bu sebeple zamandan kazanmak için İçmeler mevkiine kadar araç ile gitmeye karar veriyorum. Yönlendirmeler sonucu Balıklıova minibüslerine danışıyorum. Adamlar benimle çok ilgileniyorlar.

Fotoğrafta da görüldüğü üzere minibüsün üçlü koltularından birinin arasına bisikletimi yerleştiriyorum. Çünkü aracın bisikleti yerleştirebileceğim bir bagajı yok. Şoför benden ekstra bir ücret almadan İçmeler mevkiine kadar beni götürüyor.

Bisikletimi minibüsten indirip ön tekerimi ve çantamı monte ettikten sonra yola koyuluyorum. Öncelikli hedefim daha önceden hiç geçmediğim bir dağ yolundan Yağcılar Köyü’ne varmak.

Daha parkura girmeden bu levha dikkatimi çekiyor. Hemşerilerimin bulunduğu bir sokak varmış :)

 Parkura giriyorum. Zeytin ağaçları, toprak bir yol herşey güzel.

Doğayla bütünleşik dağ yollarında keşif yapmak, asfalt yollarda pedallamaktan daha çok keyif veriyor bana.

Hafif iniş çıkışlı yolların ardından dik bir çıkışla karşılaşıyorum. Yol giderek daralıyor ver zemin gittikçe bozuluyor.

Geldiğim yoldan bir kare.

Yol zemininin tamamen çimen  kaplanmış olmasından buralardan pek araç geçmediğini anlamak hiç de zor değil :)

Bir süre tırmanış yaptıktan sonra inişe geçiyorum. Yol  bu sefer gittikçe genişliyor ve yol durumu iyileşmeye başlıyor.

En sonunda asfalt bir yola çıkıyorum. Buradan Yağcılar Köyü’ne varıp sonra tekrardan toprak bir yola sapacağım.

Yağcılar’da ekmek,zeytin ve su alıp denize doğru yol alıyorum. Bu yolun bir kısmını geçen yıl temmuz ayında yapmıştık. Şimdi biraz daha ilerisine kadar gidip farklı bir yoldan devam edeceğim.

Yağcılar’dan sonra bir süre iniyorum sonra önümde bozuk ve dik bir tırmanış var. Bu tırmanışı bitirdikten sonra yer yer düzlük ve inişlerle dolu bir yolda devam ediyorum.

Ara ara denizi görüyorum.

Zemin taşlı ve bir miktar bozuk. Tekniği iyi olan bisikletçilerin zevkle inebileceği bir yol. Yolun sonunda Ümit Koyu var. Demircili Koyu’nun batısında kalan ilk koy. Yolu görüldüğü üzere pek bir bozuk olduğundan dolayı pek gideni yok. Yani yüzmek için son derece keyifli bir yer. Deniz sezonu açıldığında oraya da bir tur yapacağım.

Bir süre sonra  gps bana yol ayrımına geldiğimi gösteriyor. Fakat ortada başka bir yol göremiyorum. Yol olduğunu umduğum bir yerden devam ediyorum :) Geçtiğim yer oldukça dik. Bir yerden sonra arka tekerleğim kayıyor ve dengemi kaybediyorum. Bir süre bisikletimi elimde taşıyorum.

Yol üzerinde bulunan bir su birikintisi. Su birikintisinin kenarında bulunan çamurlarda traktör teker izi ile çift toynaklı bir hayvanın izi vardı. Bu çift toynaklı hayvanın domuz olduğundan adım gibi eminim :) Keçi de olabilir :p

Yol durumundan bahsetmeye gerek yok :) Fotoğraf yeterince açıklayıcı. Sanırım bu yol daha çok koyun, keçi sürülerini geçirmek için kullanılan bir yol. Yolun taşlık olmasıyla beraber yolun tam ortasının yanlara nazaran toprağın daha belirgin olması (kırmızı renk) buradan belirli aralıklarla sürü halinde hayvanların geçtiğine işaret. Kısaca birden fazla hayvan buradan geçerek yolu düzenli olarak aşındırıyor ve yolda böyle bir şekil bırakıyor.

Yolumu bir örgü tel kesiyor. Ne olduğuna anlam veremiyorum. Özel mülke girdiğimden kuşkulanıyorum fakat sadece yol kapatılmış. Yol dışında herhangi bir duvar, örgü tel falan bulunmuyor. Ben de telden bisikletimi aşırtıp sonra kendim telden aşarak yoluma devam ediyorum.

 Yol benim için gayet keyifli.

Eveet geniş ve düzlük bir alana geldim. Karnım da biraz acıktı. Köy bakkalından aldığım ekmek, zeytin, su ve tahin-pekmez karışımını çıkarıp afiyetle yiyorum.

Tepeyi aştım ve inişe geçiyorum. İleride bir tane ev görüyorum. Yanında ağılı var. Belli ki hayvancılıkla uğraşıyorlar. Yanlarından geçip gidiyorum.

Tur esnasında bir yandan da telefonun gps özelliğini test ediyorum. Orux Maps programını kendime göre ayarlayınca oldukça başarılı sonuçlar aldım.

Yol kenarında bir köpek. Yakınlarda bir koyun, keçi sürüsü var sanırım.


Gps’den Google Earth uydu görüntüleri üzerinde panaromio fotoğrafları sayesinde haberdar olduğum  bir kilise kalıntısına yaklaştığımı görüyorum. Yolumun sağ tarafında kalıyor. Uygun bir geçiş yeri bulup devam ediyorum. Geniş düzlük bir alana çıkıyorum. ”Burada ne güzel kamp atılır” diye düşünmeden edemiyorum :) Dağın yamacında bulunan kayalıkta kocaman bir oyuk görüyorum. Evet fotoğraflarda gördüğümde buydu.

Gidip yakından inceliyorum.

Kilise olarak bahsedilen yerde geniş ve yüksek bir oyuk var. Oyuğun içinde tahminen 7 basamaktan oluşan oyma bir merdiven var. Sunak olabilir belki. Bu kaya oyuğun çevresinde uzun oturma düzlükleri oluşturulmuş.Bu konular hakkında detaylı bilgilere sahip değilim fakat gidip görmekten, araştırmaktan müthiş zevk alıyorum.

 Kilisenin bulunduğu yerden aşağıdaki düzlük.

 Sürü benim geçeceğim yola doğru ilerliyor.

Sonra aşağıya iniyorum. Çobanla karşılaşıyoruz. Kendisinden bölge hakkında bolca bilgi ediniyorum. Eskide burada yaşayan Söğüt Köyü sakinlerinin kilisesiymiş. Tabii bu oyuğun etrafı taş duvarlarla kapalı olduğu kesin. Define avcılarından yeterince nasibini almış burası da . Çevrede bir çok çukur var.

Sonra Söğüt Köyü’nün kalıntılarını incelemek üzere yola devam ediyorum.

Düz bir yolda ilerliyorum. Söğüt Köy’ü yolumun sol tarafında kalıyor. Yine bir yamaca yerleştirilmiş evler. Suyu olan bir bölge.

Burada yaşayan insanlar büyük ihtimal şuan hayatta değiller. Onca anıların, yaşanmışlıkların geçtiği bu evlerin ancak duvarlarının bir kısmı ayakta kalmayı başarabilmiş. O günlerin en canlı şahitleri ise zeytin ağaçları.

 Biraz daha yukarı çıkıyorum.

Etrafı iyice dolaştıktan sonra karanlığa kalmamak için yola koyuluyorum.

Bisikletimi köyün hemen alt tarafına koymuştum. Ne de olsa çalınma gibi bir sorun yok :)

Ana yola çıkana kadar biraz tempolu gidiyorum. Zincirim bu strese dayanamıyor ve kopup toprak yola seriliyor. Tamir edip yola devam ediyorum.

Çeşme otoyoluna paralel giden ve sürekli hafif bir eğimde iniş yaparak yol alıyorum. Bu yolun bir ucu Zeytinler mevkiinden giriyor Tatar Köprüsü’nü gördükten sonra otobanın altından geçip sola saparak otobanla beraber yol alınıyor. Eğer sola sapılmadan düz devam edilirse Kokar Koyu’na geçilir. Orası da başka bir keşfin hikayesi.

Son kez otoyolun altından geçip yola devam ediyorum. Yolun sol tarafı  İ.Y.T.E. arazisi. Bu arazi içinde çok çok eski olmasa da eski bir kaç bina var. Ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok.

Bu yolun ucu İzmir Yüksek Teknloji Enstitüsü’nün ve Karaburun yol ayrımının bulunduğu kavşağa çıkıyor. Yol ayrımına geldikten sonra asfalt yoldan tam güç İzmir’e doğru yol alıyorum. Bu kadar uzun süre toprak yolda gidince asfalt yol bana havada bisiklet sürüyormuşum hissi veriyor. İzmir’e hava kararmadan gelip turumu böylelikle sonlandırıyorum.

Neyse bir keşfin daha böylelikle sonuna geldik. Bu rotayı yapmak isteyenler aşağıdaki verilerden faydalanarak sorunsuz şekilde yol alabilirler. Zor ve teknik bir rota olduğunu belirtmekte fayda var. İyi keşifler ;)

Not: Söğüt Köyü ve Meryem Ana Kilisesi ile ilgili beni keşif yapmaya iten panaromio fotoğraflarının linkleri aşağıdadır.

http://www.panoramio.com/photo/15622665

http://www.panoramio.com/photo/48204735

GPS Verisi: Gps cihazınıza yükleyeceğiniz dosyayı buradan indirebilirsiniz.

Harita Bilgisi:


Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: Yağcılar


Instagram

Gps Destekli Cihazlar İçin Güneş Patlama Durumu